Siz Nereye Biz Oraya

where you go we go

“Where You Go We Go”

Böyle ingilizce bir alt başlık atmamın özel bir nedeni var. Anlatacağım. Bu “Where You Go We Go” (Siz Nereye Biz Oraya) yazısı bir Amerikan taşımacılık ve pazarlama şirketinin dünyanın dört bir tarafında dolaşmakta olan ve Amerikan askerlerinin bulunduğu kamplarda onların ihtiyaçlarına yönelik alışveriş yapmaları maksadıyla kurulan mobil “post exchange” tırlarının üzerinde yazıyor. Amerikan ordusu ile anlaşmalı olan bu kurye firmasının adı “a to b Courier”.

Bu şirket kantin hizmetlerinin yanında askerlerin memleketlerinden gönderilen kargoların ya da askerlerin ailelerine gönderdikleri kargoların da taşımacılığını düşük bir ücret karşılığında sağlıyor. Düşünün ki Irak’ta, Somali’de, Afganistan’da ya da dünyanın bir başka uç noktasında görev yapan Amerikalı askerlere aileleri hangi kargoyu ne şekilde ve ne kadar bir ücret karşılığında gönderebilir! O yüksek rakamları vermeye hazır bir Amerikalı bile gönderdiği koliyi hangi adrese ve hangi emniyetle gönderebilir? Bu kadarla da bitmiyor; Amerikan askeri oradan oraya intikal ederken yanında koca bir valiz taşımak zorunda da kalmıyor. Elindeki silahından ve teçhizatından başka bir şey taşımıyor intikallerde. Gittiği yerde de kanalizasyonundan suyuna, okuma salonundan kilisesine kadar her şeyi hazır buluyor. Bu hizmet basit gibi görünse de ülkesinden çok uzaklarda görev yapan bir asker için ne kadar moral vericidir, bir düşünelim.

Bununla da bitmiyor. Bu şirket; birçok hizmet şirketinden sadece bir tanesi. Bunların dışında inşaat firmaları, temizlik şirketleri, taşımacılık firmaları, fast food ve diğer yiyecek firmaları, giyecek firmaları, kampların emniyete alınması için etrafına beton bloklar döşeyen hazır beton firmaları ve daha niceleri var. Yani Amerikan askerinin ve bulundukları kampların her türlü ihtiyacının ne şekilde karşılanacağı önceden düşünülmüş ve kendi kaynaklarıyla işletilen bir sistem kurulmuş. Diyeceksiniz ki onlar Amerika!… Benim burada Amerikancılık yaptığımı da düşünmeyin. Biz de Çulsuzistan değiliz! Eminim işlerin bu firmalar vasıtasıyla yapılıyor oluşundan dolayı ne Amerikan Ordusu ne Amerikan Devleti ne de ilgili firmalar zarar etmiyor. Basit bir “kazan kazan” uygulaması bu.

“Post Exchange” olarak işletilen bir başka şirket “AAfex Px”. Resimde görüyorsunuz. Girişinde şunlar yazıyor: “Proudly serving those who serve” (Bize hizmet edenlere onur duyarak hizmet ediyoruz) “Thank you for helping to keep us safe” (Bizim emniyetimizi sağladığınız için teşekkür ederiz) Kocaman bir “Thank You”!!! gidiyor Amerikan askerine memleketlerinden.

aafespx

“Gelelim Bize!!!”

Ordumuz teröristle mücadele ediyor. Terörle değil! Terörle mücadele etmek herkesin görevi, bir tek askerin değil! Kürt halkıyla yakından uzaktan bağlantısı olmayan bir terör örgütü bir yandan vatandaşlarımızı kışkırtıp bir yandan korkaklara özgü vurkaç tekniği ile karakollarımıza saldırıyor, askerin yoluna mayın koyuyor. Türk ordusu da mevcut imkanları dahilinde elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışarak ülkesinin güvenliğini sağlamaya çalışıyor. Hatalar olmuyor mu elbette oluyordur. Apandisit ameliyatında karnında sargı bezi unutulan hasta yok mu? Polis kazayla arkadaşını vurmuyor mu? Neyse!.. Bu esnada savaşın ve çatışmanın doğası gereği ordumuz şehit ve gaziler veriyor. Kimisinde askerin de münferit hataları olabilir ama çoğunlukla bu darbeleri kendi elinde olmayan nedenlerden dolayı alıyor. Bunun karşılığında kimse terörist örgüte kan kusturduğundan bahsetmiyor. Ordunun lehinde bir propaganda yapmıyor. Herkes ya ah canım asker vah canım asker diye gözyaşı politikasına alet oluyor, ya gafilce PKK propagandası yapıyor, ya da PKK ne istiyor diye konuşuyor. Ama askerin ne istediğini, askerin neye ihtiyacı olduğunu düşünen yok. Sonra da ordu neden kayıp veriyormuş diye kınamaya kalkıyor. Niye biliyor musun? Senin yüzünden! Senin ne olduğunu bile bilmeden kapılıp gittiğin ideolojilerin, fanatik taraftarlar gibi tipini beğendiğine verdiğin oyların, okumadan onayladığın yasalarımız yüzünden. Örgütü destekleyen siyasetçiler bile senin oy verdiğin siyasetçilerden daha ikna edici ve kendi davaları yönünde mantıklı yorumlar yapıyor. Sense içerik aramıyor kalıba oy veriyorsun.

Hata herkeste var. Kışlanın içinde etnik ayrımcı söylemler üretenler söylemde kalsa da yok mu? Onlar da bu milletin insanı. Elbette var ama dışarıda çok daha fazla var. Üstelik maalesef şikayet eden taraftan daha da çok var. Kışlanın içinde komutanlar Türk Kürt ayrımı yapılmaması söylemleriyle askerlerini fikri boyutta da yetiştirmeye çalışırken, televizyondaki aptalların tartışmalarında komutanları hakkında tam aksini işiten o askere sokağa indiği zaman da faşist diye bağrıldığındaki ruhsal durumunu da bu arada bir düşünmenizi öneririm. Hatta terörist dediğimiz dağdaki genç bile kendi örgütünü kıyasıya eleştirken dışarıda öyle bir sempatizan kesim var ki örgütü sadece Kürt halkının haklarını arayan masum bir örgüt ve hiç hatası olmayan legal bir yapılanma zannediyor. Hiçbir şeyden yeterince haberi olmayan Kürt kökenli insanlarımız da bu söylemlere inanmaya başlıyor.

Niye yirmi yaşında askerler göreve gönderildi, niye daha çok erler ölüyor, niye filanca tepe tutulmamış da teröristler oradan gelmiş, yor, yor, yor, miş, miş, miş…. Yirmi yaşında bir gencin askere alınması ordunun değil devlet yönetiminin sorumluluğudur. Erler sayıca daha çok olduğu için erler daha çok şehit oluyor, arada uzman çavuş, astsubay ve subaylar da şehit olmuyor mu? Askerliğin kısaltılmasından sonra birliklerin personel sıkıntısı çektiğinden bahseden yok. Dolayısıyla bir karakolun her yeri tutamayacağının normal olduğundan, Avrupa Birliği uyum yasaları nedeniyle bir üstsubayın bile terörist olmasından şüphelendiği bir kişiye kimliğini bile soramayacak hale geldiğinden, karşıda besbelli teröristi gördüğü halde tetiğe basmamak için mazeret ararcasına acaba köylü ya da kaçakçı bir vatandaşım ava çıkmış ya da kaybolan keçisini arıyor olabilir mi diyerek ve/veya tetiğe basmak için birkaç kademe üstünden emir alması gerektiğinden ve de en önemlisi kimse yeri belli olmayan üç teröristin yeri besbelli bir karakolda çepeçevre nöbet tutan en az kırk elli Mehmet’in birbirine ateş etmesi durumunda kimin vurulma ihtimalinin daha çok olduğundan bahsetmiyor. Amerikan askerlerinden kaç kişi nerede niye ölmüş bir araştırmıyor. Konu terör değildi ama ister istemez değinmiş oldum biraz. Bu konu uzar, gelelim tekrar hizmet meselesine…

Bırakın Türk askerlerinin Irak’ta, Somali’de, Bosna’da, Kosova’da, Afganistan’da olanlarına hangi firmamızın ne kadar hizmet götürerek onların morallerini üst düzeyde tutma çabası olup olmadığına, ki yok. Daha kendi ülkemizin kuzeyinde, güneyinde, batısında, doğusunda veya güneydoğusunda görev yapan Mehmetlere ne kadar hizmet götürülüyor ne kadar moral veriliyor? Cephaneliğin bile kazayla patlamasından dolayı herkes ya orduyu ya da hedefindeki siyaseti suçluyor. Bir avuç dua edenden başka bir gram moral veren ve bu sorunları bir santim öne çıkarıp ortaya döken yok. Sığ, rutin ve kısır döngü siyasetten, kişilerin hukuğundan ve ideolojiden bahsederek olayı çözeceğini zannedenlerle doluyuz. Elbette bireysel kusurlar ve ihmaller vardır ve hukuk yolları açıktır. Ama asıl mesele gözden kaçırılıyor. Neden 2012 yılına gelmiş Türkiye’de halen modern cephanelikler yok da klasik tesislerde el yordamıyla iş yapmak zorunda kalıyor bu asker? Yeni ve modern siyasi, idari, mülki tesislerinin yapımına para bulabilen bu devletin modern cephaneliklere ayıracak parası mı yok? Bunları yapabilecek firmalar yok mu? Herkesin sorunu ve vatanı kurtarma hevesi var ama kimsenin elini taşın altına soktuğu yok. Buna maalesef bazı generaller de dahil. Yükselme hevesi var ama yükseldiğinde neyi nasıl yapacağına dair hiç bir fikirleri yok maalesef. Onu o zaman düşünecekler! Düşünenlerse sesini işittiremiyor maalesef. Aykırı sesler genellikle general seviyesinden işitilmiyor. O ses sahipleri de… Neyse… Amerikalının Fransızın hatta Makedonun Hırvatın bile Afganistan’da kendi ülkelerinden kalkıp gelen sivil kaynaklı tesisleri var ama Türk askerinin günde 20-30 doları kesilerek yemek yediği yemekhanesinden başka bir şeyi yok. Sadece ödenekten para verilip Fransızın tesisleri ve hatta araçları kiralanıyor.

Nerede bizim “Siz nereye biz oraya” diyebilecek firmalarımız, nerede “siz bizi koruduğunuz için biz de size gururla hizmet ederiz” diyebilecek dünyanın bilmem kaçıncı zenginlikte oldukları için başparmakları koltukaltlarında gezen holding yöneticilerimiz? Nerede güneydoğu kalkınmalı derken güneydoğuya bir çivi çakmayan Kürt ve Türk işadamlarımız? Nerede bu ülkenin sorunlarını çözmek asli görevleri olan 550 milletvekilimiz ve tüm… tüm… tüm.. tüm.. dım… dım… siyasetçilerimiz? Varsa yoksa kınarız. Varsa yoksa ağlarız. Varsa yoksa birbirimizi suçlayıp illa ki bir Türk Baharı yaşatma gayretindeki odakların ekmeğine yağlar ballar sürercesine birbirimizle ideolojik kavgalar ederiz. Yabancı bir ülkeye karşı bile birbirimizi vatan hainliğiyle suçlar, yaptığımız gafilliğin farkına varmaz ve bir arada hareket etmeyiz. Dinsiz bir örgütün mütedeyyin Kürt halkını sömürmesini gafilce seyrederiz. O da yetmez kimseyi de adam yerine koymayız. Kendimize kendimizden bir hedef seçer ve sürekli o hedefi bombalarız.

Tüm bu elim şartlar altında bir düşünelim. Bizim askerimize biz ne verdik bugüne kadar? Ne kadar onore ettik bu güne kadar? Kınalı kuzum diyerek mi? Erleri, onbaşıları, çavuşlarıyla muvazzaf olmayanları on beş ay mektupla, telefonla canım, cicim diyerek mi? Asker deyince hesaba uzman çavuşları, astsubayları, subayları katmadan mı? Güneydoğudaki vatandaşlarını korumak adına görev yaparken terörle mücadele eden askeri personele ayda 350 TL vererek mi? Bir düşünün. Bu devlet askerlik yaptırdığı fakir erine ayda 25-35 lira maaş vererek mi onore ediyor, yoksa gafilce dalga mı geçiyor? 350 TL için ve 35 TL için mi bu asker canını riske atıyor sanıyorsunuz? Yoksa bu topraklarda yaşayan insanların fıtratında mı var bu vatan sevgisi, bu birliktelik hevesi? Sokaktaki Türk ve Kürt birbirini düşman mı görüyor yoksa birileri onları düşman etmeye mi çalışıyor? Azıcık düşünün. Kabahatli kabahatsiz demeden tüm ordu mensuplarını bu karalayışın nedenini bulduğum gün umut ederim ki insan denen canavarın ne olduğunu da anlamış olurum. Askerin moralini bozmaktan başka bu ülkede ne yapılıyor?

Meslek hayatının en az üçte birini ailesinden ayrı ve yirmi dört saat esasına göre dağda bayırda geçiren ve karşılığında tek kuruş mesai ücreti talep etmeyen ve sendika hakkı bile olmayan subayını, astsubayını, uzman erbaşını yüzde üç zam yapıldığında “askeriyeye çok zam yapmışlar” diyerek mi onore ettiler? Mesai mevfumu tanımadan çalışan ve ortalama ayda beş altı nöbet tutarak ve özel hayatını bile göreve, denetlemeye, törene, üst düzey ziyaretlere ve sorumluluğundaki askerlerin derdini dert bilmeye göre düzenleyen subaya, astsubaya niye onlar çok ölmüyor diyerek mi yücelttik? Hatta ve hatta “Mehmet” yerine MehmetÇİK diyerek mi yücelttik? Subayın astsubayın orduevleri varmış ya işte! Ucuz yemek yiyorlarmış! Yemekten başka düşüncesi yok mu bu insanların? Gidin bakın ne orduevi, çoğu olmuş huzurevi!

Türkü de aynı Kürdü de. Birbirlerine layıklar. Onları birbirlerine düşürmeye çalışanları değil de birbirlerini kıyasıya suçluyorlar. Akıl ve iş hiç olmadık! Sadece bayraktan, ağıttan, zılgıttan, tabuttan şekil olduk hep! Damarlarımızdaki asil kanlarımıza (sözde) çok güveniyoruz ama beynimize giden elektrik sinyallerinden hiç haberimiz yok! Bizde içi içini yiyen babalarımızdan başka kimse “Where You Go We Go” demedi. Ağlayan analarımızdan başka kimse “Seninle onur duyuyorum” demedi. Hiç kendinizi kandırmayın!!!

2 thoughts on “Siz Nereye Biz Oraya

  1. bu yazınızı hiç silmeyin,sayfacığımın kenarına kalıcı link vermek istiyorum….en önemli noktalardan birini anlatmışsınız, tam da benim yazacağım gibi…daha bu sabah anneciğime diyordum, bize taa liselerden bu yana Türk ordusunun dünyanın 3. büyük ordusu olduğu söylenilerek övünülürdü. biz de öyle; tam teçhizatlı, modern bir ordmuz var diye..meğer hiçbir şeyi yokmuş ordumuzun…zaman zaman bu konuya değindim kısaca blog yazılarımda…ama sizinki gibi eli yüzü düzgün, derli toplu yazılar değildi…Teşkkürler.

  2. Askerimizin içinden gelen yürekleri burkan bir yazı….Kim bilir daha yazılmamış nice acı gerçekler ,anılar vardır…Yazınız 2012 tarihli, ancak bugün (14/04/2017) için de geçerli bir yazı-rapor,1. dünya savaşı için de ,1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı Plevne müdafaası için de ve daha çok daha eskiler için de ordumuz için geçerli bir saptamayı içeriyor.Bize asker millet deniyor.Yani ruhumuzda askerlik ,vatan savunması,aşkı var.Hele de zora gelirsek.Ancak artık bu kadar ilerlemiş bilişim çağında dünyadaki doğru örnekleri gördüğümüz halde uygulamamamız,makam,rütbe kaygısında olmamız,inisiyatif almaktan,doğru kararı kaybedeceklerimize rağmen uygulamaktan korkmamız ,zalimin karşısında dimdik durmamız yani sözün kısası burada da ‘Salat-ı ikame etmekten’ kaçınmamız sonucu daha belki yüzyıllarca bu acı ve sıkıntıları yaşayacağız.Bu sözüm sadece askerlik mesleğini icra edenlere değil,siyasetçisinden sade vatandaşına hepimiz için geçerli.Umarım artık ders alır ve milletçe gerçek sağduyuya sahip oluruz.Bu da ,yüksek rütbelinin,siyasetçinin,hocanın, şeyhin değil bize bizden yakın olan gönlümüzdeki Allah’ın ipine sarılmakla olur.
    Selam ile..

Bir Cevap Yazın